EĞİTİM SİSTEMİMİZ NE KADAR KÖTÜ?
These controls rate the overall article. Each comment has its own up and down votes below.
Overall article — separate from comment votes below.
Türkiye’de ne yazık ki, uzun zamandır beyin göçü olarak betimlediğimiz akım artık tartışılmaz bir gerçek oldu. Bu kavramın altında yüksek eğitim almış insanların ülkelerini başka ülkelerde çalışmak için terk ettiklerini anlarız. Sebepleri ise çok farklı olabilir. Birçok kişi parasal sebeplerden dolayı iş gücünü yurt dışına taşıyor. Diğer tarafta Türkiye’de çalışma alanları dar olduğu için yurt dışında daha uygun çalışma ortamları aramakta. Yalnız son senelerde bu iki gruplara üçüncü bir grup daha katıldı: Türkiye’deki eğitimi yetersiz bulup yurt dışında eğitimini devam ettirmek isteyenler. Ülkemizdeki verilen eğitim her zaman diğer ülkelere göre küçük görülmüştür ve bu sadece yüksek eğitim için geçerli değil. İlk okuldan başlayıp ta doktoraya kadar tüm eğitim seviyelerimizi eleştiriyoruz. İmkânı olan çocuklarını özel okullara gönderir, kimin maddi gücü yetiyorsa çocuklarını yurt dışında okutur; yurt dışı algısını da beyaz ülkelere kısıtlar. Bunu yaparken ülkemize üç farklı boyutta zarar vermekteyiz. Birincisi batı akademik kültürüne sorgusuz sualsiz anlam ve doğruluk yükleyerek beyaz dünyanın bilgi egemenliğini meşrulaştırıyor ve destekliyor oluyoruz. İkincisi elimizdeki bilişsel kaynakları hiçe sayarak gelişmek isteğimizi dışsallaştırıyoruz. Yani kendimizi, çevremizi ve ülkemize geliştirmek için kendi zihinsel gücümüzü kullanmamaya alışıyoruz ve kendimize bu tür arzuların dışsal etkenlerden dolayı gerçekleşmediğini inandırıyoruz. Üçüncüsü ise bu tutumumuz hayatımızdaki diğer alanları olumsuz şekilde etkileyerek gelişim konusundaki uyuşukluğumuzu, davranışlarımızın batılaşmasına ve Türk bilgi medeniyetinin kaybolmasına yol açıyor. Bu çalışmada ülkemizde son senelerde eğitim sistemimize karşı fazlalaşan eleştiriyi bu üç noktayı inceleyerek ele alıyoruz.
İyİ Eğİtİmİn Temelİ
Yukarıda özetlediğimiz üç noktayı inceleyebilmek için önce eğitim anlayışımızı düzeltmemiz gerekiyor. Günümüzde eğitimi her zaman ekonomik kavramlara bağlıyoruz. Her ne zaman eğitim konusu açılınca bunda ekonomik açıdan bir yararlılık aramaktayız. Mesela yüksek eğitim seçimlerde ileride para kazandıran mesleklerin gereksinimlerini yerine getirmek düşüncesi oldukça yaygın bir yaklaşım. Doktorluk veya avukatlık gibi meslekler öğrencilerin aileleri tarafından çocukları için her zaman tercih edilmesi tam bunun göstergesidir. Bu durum aslında bu dalların eğitimsel açıdan faydalı veya toplumu yüksek orantıda ilerlettikleri için değil, maddi açıdan kişisel fayda sağladıkları için ortaya çıkar. Elbette maddi güç tüketime bağlı olan ekonomik sistemlerde toplumsal saygınlığı arttıran bir etken, fakat ülkemiz kadar değişken bir düzende eğitimde de maddi sabitliği önemseyen düşünceler ilk sırada gelmekte. Bu tamamen yanlış bir eğitim algısı ve düzenimizin dengesizliğin en büyük sebebi. Eğitimin çekirdeği aslında herkesin doğuştan sahip olduğu öz yeteneği bulup geliştirmek. Devletist okuluna göre eğitim, herhangi düzeyde olursa olsun, okuduğumuz içeriğine hâkim olmak ve bu alana kendi düşünsel gücümüzle bir katkıda bulunmak demektir. Bunu yaparken de tek amacımız çalıştığımız dalı geliştirmek olmalıdır. Bunları yapmadığımız için günümüzün düzeni bu kadar dengesiz. Bu dengesizliğin içinde aslında kendisi bir öz amacı olan eğitim bir kurtulma aracı olarak görülüyor ve maddesel boyutlara göre ölçülüyor. İyi eğitim ise bir konuyla yakından ilgilendiğimiz için tüm zihinsel gücümüzü vermek zorunda olduğumuz bir davranış biçimi. Bu esasa göre hareket ettiğimizde zaten diğer sorunlarımızı uzun vadede çözmüş olacağız. Yalnız günümüzdeki başarısızlığımızı dışsallaştırarak eğitime yaklaşımımızı değil, eğitimi kurumsallaştıran sistemi eleştiriyoruz. Kimi yurt dışında kendi tutumunu değiştirmeden farklı bir sistemin kendi başarısızlığına karşı bir çare sunduğunu düşünerek gider, kimi sistemi ve hükümeti suçlayarak başarısızlığı ile yüzleşmekten kaçar. Bunları yaparken toplumuza büyük zarar veriyoruz.
Akademİk Egemenlİk
Birincisi olarak gözümüzün hep dışarlarda olmasıyla beraber zaten zirve olarak algılanan batıdaki okulları daha da güçlendiriyoruz. Kuzey Amerikan veya İngiliz üniversiteler olsun, Avrupalı liseler olsun, hatta İskandinav kreşler olsun, hep bir hayranlıkla o bölgelerin eğitim sistemlerine bakıyor gibiyiz. Orada okumak veya okutmak için yeterli maddi imkanlara sahip olmayanlar da burada yurt dışı tarzı eğitim sunan özel okullarda okumayı veya çocuklarını okutmaya çalışır. Ona da gücü yetmeyenler ise yurt dışı eğitime yakın olan insanlara hayranlıkla bakakalırlar. Fakat bunun için herhangi bir sebep yok. Yurt dışında öğretilen bilgiler buradaki bilgilerle aynı. Hatta öğretim yöntemleri aynı. Belki bazı okullar biraz daha şatafatlı gözükebilirler ama içerik olarak fazla bir fark yok. Tek farkı sınavlar ve dersler çok daha hızlı ve kapsamlı oldukları için disiplin konusunda bir fark izleyebiliriz, ama bunlar da kendi yaklaşım tarzımızla alakalı. Eğitimi sadece ilerde fazla para kazanmak için bir araç olarak gördüğümüz için, yeterince disiplinli çalışamıyoruz. Zaten isteyen dünyanın en pahalı üniversitelerde öğretilen içerikleri araştırıp kendisi okur ve öylece o okullardan mezun olan insanla aynı bilgiye sahip olur, sadece unvanını taşımaz. Bu gerçeklerle yüzleşmektense hala yurt dışında eğitim almak isteyerek o okulların neredeyse boş bilgi egemenliğini biz (dünya kamuoyu) taşıyoruz. Bize satılan itibar aslında kendi inancımızın ürünü. Eğer yarın tüm dünya Brezilya, Mısır veya Japonya’yı bilimin başkenti olarak kabul etse yeni bir bilgi egemenliği kurmuş olacağız. Osmanlı döneminde neredeyse tüm bilim alanları burada üretilen bilgilere, kullanılan yöntemlere ve buluşlara bağlıydı. Bunların bugün uluslararası hiçe sayılması ise bu başarımızı pazarlamadığımızdan gelen bir şey. Diğer taraftan batı toplumlar her zaman, bir buluş her ne kadar küçük olursa olsun, bunları kendi aralarında paylaşmayı ve dışarıya doğru satmayı bildiler. Bizim güncel tutumumuz da bunun göstergesi olarak değerlendirmek lazım. Batıda disiplin hariç burada olmayan hiçbir şey yok ve bu disiplini sadece kendimiz geliştirebiliriz. Onun dışında bu eğitim konusundaki batı hayranlığımız sadece zaten inanmak istediğimiz bir yanlışı meşrulaştırıyor.
Kendİ Kaynaklarımız
Eğitim sistemimize karşı tutumumuzun ikinci büyük zararı ise tüm sorunlarımızı dışsallaştırmaktır. Bu üstteki noktaya çok yakın. Demin gördüğümüz gibi, kendimiz eğitmek için fazla bir şeye ihtiyacımız yok. İnterneti kullanarak tüm kaynaklara ve çalışma yöntemlerine erişebiliriz. Üstelik Türkiye’nin toplumsal ve iktisadi yapısı öğrendiklerimizi gerçekten de uygulamak, yani yenilikler üretmek, için yeterli olduğunu da belirtmek gerekir. Yalnız kişisel hedeflerimize ulaşmadığımız zaman suçu başkasında bulmak toplumsal açıdan da çok zararlı bir şey. Kesinlikle bir devlet toplumsal gelişiminde, hele ki eğitimin verimliliğinde, önemli bir rol almaktadır ve şu anki hükümetin birçok konuda eğitim verimliliğini düşürdüğünü kabul etmek lazım. Fakat sürekli bu tür sebepleri öne sürerek kendimizi avutamayız. Eğitim sistemin yapısal eksikleri disiplinimizle kapatmak zorundayız. Eğer yarın başka birileri ülkeyi yönetse, birden daha çok mu çalışacağız? Birden yeni şeyleri keşfetmek mi isteyeceğiz? Birden öz yeteneğimizi bulmuş mu olacağız? Yeni bir iktidarın bizi daha çok çalıştıracak, merakımızı tetikleyecek ve bilgi toplamamızı verimlileştirecek ne yapabilir ki? Bu soruları cevapladığımız zaman aslında bu iktidarın kendisi zaten toplumun eksikliklerinden doğduğunu ve herhangi başka bir iktidarın da farklı davranmayacağını anlayacağız. Toplumsal yönetim yapılarda, yani demokratik sistemlerde, sadece birkaç yılda bir iki şık çizerek siyaset yürümez. Günlük hayatımızda davranışlarımızlar toplumun gidişatını belirliyor. Eğitimi de eleştiriyorsak, aslında ruhsal zayıflığımızı eleştiriyoruz. Az çok ülkemizde istediğimiz bilgiye kavuşmak için her şey var – kitaplar, okullar, öğretmenler, internet. Bu kaynakları kullanmamızın tembelliğimiz olmasından başka bir açıklaması yok. Suçladığımız iktidar ise sadece var olan bu tembelliği kendi çıkarları için kullanmasını öğrenmiş ve aslında bu, her ne kadar da vatanımıza karşı olsa da, o bakış açıdan akıllı bir davranış.
Geleceğİmİz Tehlİkede
Bu tembelliğe ve sorunlarımızı dışsallaştırmaya alışarak birçok toplumsal sorun ürettik. Kalitesiz bina yapımından ta televizyondaki ahlaksız içeriklere kadar ülkemizdeki her kötülüğün temelinde tembellikten kaynaklanan her şeyin sorumluluğunu kendimizden itmek yatıyor. Hatta bu çalışmayı okuyan bazı insanlar “evet, çok doğru” deyip davranışlarını sorgulamadan bu okuduklarını kendilerine değil başkalarına uygulayacaktır. Gitgide bu alışma süreci bizi daha da hedeflerimizden uzaklaştıracaktır. Her zaman en kolay yoldan gitme çabası bizi ilerde bir çıkmaza sokacaktır. Bunu hatta Osmanlı’nın çöküşünde bile izleyebiliriz. Düzenin gittiği yere kadar gittik ve yolun sonunda da sıkışınca birleşip yok olmaktan kurtulduk. Mustafa Kemal Atatürk kadar yetenekli bir siyasetçiyi sırf hayatta kalabilmek için harcadığımızı diyebiliriz hatta. Kurtuluş savaşından sonra Atatürk iktidar altında çok etkili toplumsal ilerlemeler yaşadık ve günümüze kadar bunu da dışsallaştırmaya devam ettirdik. Aynı hızla, azimle ve hırsla ülkemizi geliştirmeye değil, Atatürk’ün Türkiye’ye yaptığı iyilikleri saymayı ve onların arkasında saklanmayı becerdik. Bugün eğitim sistemini en çok eleştiren kişiler geçmiş zamanlardan kalan başarılarımıza bir şey katmadan tekrar Atatürk gibi birinin gelip onları eğiteceğini bekliyorlar. İşte bu tutum her medeniyeti çöküşe sürüklemiştir. Her kötü şeyde başkası suçlu olursa, her iyi şeyde de başkası yardım etmesi gerekiyorsa, ilerleyebilsek bile dünyadaki daha azimli ve meraklı toplumlara göre geride kalacağız. Ayrıca önce öyle birileri de çıkması gerekiyor. Eğitimde ilerlemek için yeni okullara, kitaplara, hele ki beyaz tahtlara hiç ihtiyacımız yok. Eğer biz eğitimi ciddi alırsak, ilk önce başarının başlangıcı kendi durumumuzun farkında olmak ve sorumluluk taşımak olduğunu öğreniriz. Sonra bu yeni bakış açıyı hayatımızdaki tüm alanlara uygulayarak toplum ilerleyecektir. Sonra da eğitim sistemi de daha verimli şekil alacaktır. Eğitim olmadan eğitim sistemi nasıl düzeltebiliriz ki? Sonuçta bir eğitim sistem vatandaşları kadar kötü.
These controls rate this comment only. Story-wide thumbs stay in the article header.
Comments
Threaded discussion with reversible voting.
Add a comment
Related articles
Latest reads with the same topic and region tags.
Analysis|12 Apr 2026|Society
What Can Türkiye Do?
Continuing with the last work in our five-article series on the current war on Iran, we are adopting the strategic lens of Türkiye. In this article,…
Originals|07 Oct 2025|Society
The Atatürk Paradox
In the political sphere, Mustafa Kemal Atatürk is considered to be one of the most talented, sophisticated and respected politicians in the history…
Analysis|17 Jul 2024|Society
Toplumsal Hedeflerin Önemi
Birçok konuda bireyler için geçerli olan şeyler toplumsal seviyede de geçerli olurlar. Eğer biri çalışkansa başarılı olur ve eğer bir toplum…
Analysis|08 Jun 2024|Society
Is Normative Change (Im)possible?
People only change when they see a benefit in the change. The benefits or advantages can, of course, vary. Someone who greatly values his health will…
Analysis|13 Feb 2024|Society
LAİKLİK VE İSLAMCILIK
Tutarsızlığın zararları genel olarak birçok olumsuz özelliklere göre daha az olmasına rağmen, aynı zamanda bir insanın kişiliğini değerlendirmek için…
Analysis|10 Dec 2023|Society
Kalkınma nerede başlar?
“Ne olacak bu ülkenin hali”? Günlük hayatımızda oldukça çok duyduğumuz, sık sık samimi ortamlarda tartıştığımız ve her seferinde “bakalım hayırlısı…
